yaşlılık ve cinsellik

Yaşamın ileri çağlarında düzenli cinsel ilişkilerin kişinin ruh ve beden sağlığı1 na büyük katkıda bulunduğu ve orta yaşı geçkin kimselerin de kesinlikle cinsel gereksinmeleri olduğu günümüzde ka­bul edilmektedir. Ancak bunun yanısıra toplum içinde yaşlıların cinselliğine karşı bir takım küçültücü önyargılarda eksik olmamaktadır. Gazete başlıklarında sık sık bu tutumun örnekleriyle karşılaşırız: “Yetmişbeşlik ihtiyar, torunu yaşında kızla evlendi,” “yetmişüçyaşındaki nine ile s.ksen yaşındaki dede ■ nikâh tazeledi.”, “60 yaşında kadın fuhuş yaparken yakalandı.” “92 yaşında dede baba oldu.” Oysa cinsel yaşamın sürekliliği, kişinin kendine güvenini, yaşam sevincini ayakta tutması için son derece önemlidir. Yaşlılıkla birlikte gelen fizyolojik değişikliklerin yol açtığı sorun­lar çözümü hiç de güç olmayan sorunlardır. Eşini yitirmiş olan bir yaşlı insanın yalnızlık sorunu, ya da evlât ve iorunları ile birlikte yaşayan ileri yaşta tir kimsenin özel yaşamıyla ilgili konularda çevresinden yeterince anlayış görüp görmemesi sorunu çok daha önemlidir. Örneğin çoğu yaşlı kimseler, eğer genç kuşaktan yakınlarıyla birlikte yaşıyorlarsa kendi özel konuklarını ağırlayabilecekleri bir mekândan yok­sundurlar.   Hatta   ailenin   bir   başka

bireyiyle aynı odayı paylaşmak zorunda­dırlar. Oysa yaşlı bir kimsenin de kendi özel ilişkilerine ayıracak zaman ve mekâna gereksinimi vardır. Günümüzde güncel bir toplumsal sorun olarak beliren yaşlılık, cinsel yaşam açısından “yeni” bir olgudur, içinde bulunduğumuz • yüzyılın başlangıcına kadar ortalama insan ömrü kırkyedi yaşını geçmemekteydi. Gerçekten yaşlı­lık çağına ulaşanların sayısı çok azdı ve içlerinde cinsel ilgilerini sürdürebilecek sağlık durumunu koruyanlar ufak bir yüzde oluşturuyordu.

Bugün-artık ortalama insan ömrü yetmiş yaşına kadar . uzamıştır. 65 yaşın üstünde olup da hala cinsel faaliyette bulunabilecek sağlık durumundaki kişi­lerin sayısı oldukça yüksektir. Üstelik günümüzde yaşlılık ve yaşlılıkla ilgili insan sağlığı sorunlarına yönelik tıp dalı geriatri, büyük ilerlemeler kaydetmekte­dir. Yaşlılık, 65-74 arası dönemde erken yaşlılık ve 74 sonrası için ileri yaşlılık diye iki döneme ayrılmaktadır. Yaşlanmakta olup da kendilerini bir takım kısıtlayıcı toplumsal tutumlara hedef olarak gören kimseler, genellikle kendilerinden cinsel faaliyetlere sırt çevirmeye başlarlar. Kadınlar menopoz­dan sonra cinsel canlılıklarını yitirir, erkekler ise orta yaşı geçmeye başladık­larında artık erkekliklerinin -gerileme dönemine girdiğini sanırlar. Oysa mo­dern cinsellik araştırmaları bu sanıların yanlış olduğunu göstermektedir, insan­lar cinsel faaliyetlerini pekâlâ iyice yaşlanıncaya dek’ sürdürebilirler. Yaş­anmakta   olan   kadın   ve   erkeklerin

herhangi bir biyolojik gereklilik ortaya çıkmadan çok önce cinsel hazlara sırt çevirmeleri gerçekten çok yazıktır. Cinsel tepkiler, yaşlılıkta da gençlik yıllarındakinin aynı kalırlar. Ne erkekler ne de kadınlar yaşlarının ilerlemesinden dolayı doyumlu cinsel ilişkilerden vaz geçmek zorunda değildirler. Elbette yaşlı kimseler daha önceki çağlarda sahip oldukları bedensel güçten birşeyler yitirirler, bu yüzden tepkileri yavaşlar. Örneğin altmış yaşındaki bir erkek yirmi yaşındayken koştuğu kadar süratli koşamaz. Ama’bu altmış yaşına geldiği zaman artık hiç koşulmayacağı anlamına gelmez. Üstelik düzenli biçimde idman yapıyorsa, ağır bir tempo tutturarak birçok idmansız genç erkekten daha iyi koşabilir. Cinsellik konusunda da aynı şey geçerlidir. Bütün yaşamları boyunca cinsel bakımından etkin olmuş erkekler, iyice yaşlanıncaya kadar cinsel birleş-

mede bulunabilirler. Yine de yaşlanmak­ta olan erkek ve kadınlar temel cinsel tepkilerinde bazı ufak tefek değişiklikler gösterebileceklerini unutmamalıdırlar. Genç ve yaşlı erkekler arasındaki başlıca farklar fiziksel güç azalmasının doğal sonuçlarıdır, cinsel doyum derecesini etkilemezler.

Kadında da cinsel organlardaki bazı değişiklikler cinsel tepkileri etkiler. Bu değişikliklerin en belli başlısı dölyatağı-nın işleviyle ilgilidir. Genç kadınlarda 15 ila 30 saniyede gerçekleşen dölyolu ıslanması artık birkaç dakika sürebilir ve miktarı daha azdır. Bundan başka hormon azalmasından ötürü dölyolu duvarları incelerek eski esnekliğini yitirir. Hormon tedavisiyle bu durum giderilebilir. Dölyolunun ıslanmasına yardımcı olarak yapay bir ıslatıcıda kullanılabilir.

Menopozdan sonra dölyatağı daralmaya, hafifçe küçülmeye başladığından, cinsel heyecanlanma sırasında dölyatağının yukarıya doğru kalkması belirsizleşir. Sonuç olarak dölyolunun iç kısmının genişlemesi artık gerçekleşmez. Orgazm sırasındaki kasılmalar hafifler, sayıları azalır. En son evre olan geriye dönüşün de süresi çok kısalır. Bu fiziksel değişiklik olasılıkları, cinsel birleşmeden tad almaya engel değildir. Kadınlar da erkekler’ gibi yaşamları boyunca cinsel bakımdan etkinliklerini sürdürmüşlerse, tepkilerinin iyice yaşla­nıncaya dek yerinde kalmasını bekleye­bilirler.

İleri yaşlarda cinsellik, birlikte rahatla­ma, gevşeme, bir haz paylaşma, alışverişi sürdürme amaçlarına yönelik olmaya başlar. Cinsel birleşme artık aile oluşturmak, çocuk doğurmak gibi bir bağlam içinde yaşanmaz. Bu, bir çeşit özgürlük duygusu getirir. 0 güne kadar birbirine bu biçimde yönelme fırsatı bulamamış çiftler kendilerini ve birbirle­rini yeni baştan keşfedebilirler. Aşk ve cinsellik yaşlı insanlar için gençlikte olduğundan pek çok değişik anlamlar taşıyabilir. Kişilerin birbirlerine

karşı sevgi ve. bağlılıklarını ifade etmelerine aracı olabilir. Kişinin bedenini algılayarak kendi kendiyle ve bedeniyle barışık bir yaşam sürmesini sağlayabilir. Bu yaşlarda cinsel kimliğini sürdürmek, yani kadınlığmı ya da erkekliğini unutmamak, genellikle moralini ayakta tutmak anlamına da gelir. Üstelik çocukların büyüyüp evden ayrıldığı, çalışma yaşamından el çekildiği bu günlerde bu cinsel kimlik en azından kişinin bir dayafiak noktası olabilir. Birlikte yaşanan hazlara yönelik yanıyla cinsel faaliyet, yaşamın fırtınalarına karşı birlik olma duygusunu verir. Yaşlılıkta yalnız kalmış kimseler çoğun­lukla büyük bir dokunulma arzusuyla yaşarlar. Fiziksel • anlamda yakınlığın insanlara verdiği hazlar aslında sanıldı­ğından daha geniş anlamlar taşır. Yalnız kalmış yaşlılar bu temas gereksinimini torunlarını, dostlarını, evde besledikleri hayvanları kucaklayarak, okşayarak gi­dermeye çalışırlar. Fakat bunların ger­çek bir cinsel ve bedensel yakınlığın yerini tutmadığı açıktır. Her şeye karşın bu ileri yaşlarda da romantik duygular tatmanın, yaşamın bu tür çeşnisinin peşine takılmanın.yine de mümkün olduğuna sık sık tanık oluruz. Gençler kadar yaşlılar da evlilik sorunla­rına çözümler arar, boşanmalara girişir, yeniden evlenir ve ufak tefek gönül

serüvenleri yaşarken aradıklarını bula­caklarını umarlar. Aşk ve cinsellik kişiden bilgi ve çaba isteyen sanatlardır, insanların hiç bir çaba göstermeden sonsuz mutluluk içinde yüzmeleri ancak masallarda olur.’Kişinin kendisi ile bir başka insan arasındaki duygusal mesa­feleri ortadan kaldırma konusunda ustalık kazanması, süreklilik ve etkin çaba ister. Aşkın baş kuralı karşıdaki kimseye kendine olduğu kadar saygı gösterebilmektir. Fakat gerçek sevği-saygı olmaksızın da bu kurala uymak kolay olamaz.

Cinsel araştırmacı Kinsey yaşlıları ince­lerken cinsel ilgilerinde azalma “görülen kişilerin, “ruhsal bir yorgunluk, yinele­nen yaşantılara karşı ilgisizlik, yeni olanaklar, temaslar, yeni durumlar arama güdüsünde bir tükeniklik” etkile­ri altında olduklarını saptamıştı. Gerçek­ten de yeniklik, yitiklik duyguları yaşlı insanlar arasında fazlasıyla yaygın olarak bulunur. Bu insanların karşılaş­mak zorunda oldukları ciddi bir takım sosyal, ekonomik ve sağlık sorunlarını hesaba katarsak, bu yeniklik duygusu­nun hiç de şaşırtıcı bir sonuç olmadığını görürüz. Bütün bu sorunlarla başa çıkmak için giriştikleri savaşımdan yaşlıların çoğu tükenik olarak çıkarlar. Fakat bütün bunlara, sağlık ve parayla ilgili tüm sorunlarına karşın yine de canlılıklarını, hayal güçlerini koruyabi­lenler vardır. Kişisel ilişkilerde en zengin ödüllere kavuşanlar bunlardır. Gençlikte cinsellik belli bir acillik içerir. Fiziksel haz öncelik taşır. Pek çok durumda da dölleme ya da döllenmenin önemi görece büyüktür. Bu tür cinsellik biyolojik ve içgüdüseldir. Heyecan ve enerji potansiyeli açısından yüksek doruklara ulaşabilir. Bu çağlarda cinsel çekicilik ve cinsel etkinlik kişinin güc,jnü, bağımsızlığını kanıtlama ölçü­südür. Bu anlamdaki cinselliğin üzerin­de hı r yerde yeterince durulur. Bedensel boşa ıa, cinsel birleşme teknikleri, duruşlar, vb. konularda fiziksel yetiler rahatça ölçülebilir, incelenir. Fakat cinsellik yalnızca atletik nitelikte, üre­meye yönelik bir konu değildir. Bazıları bu kadarının yetersiz olduğunun , genç yaşta farkına vararak cinselliğin öteki anlamına uygun bir cinsel duyarlılık geliştirirler. Bu, fiziksel olduğu kadar duygusal ve iletişimsel bir cinsellik anlayışının gereğidir. Cinselliğin bu ikinci anlamı içgüdüsel olmaktan çok yaşayarak öğrenilen bir şeydir. Kişinin, söz, eylem ve dile dökülmemiş algılara

bağlı olarak geliştirdiği bir duyarlılık çevresinde gelişir, ikinci tür cinsellik büyük ölçüde yaratıcılık ve hayalgücü içerir. Fakat ne yazık ki çok yavaş gelişen bir sanattır.” Ancak iradeyle, çabayla, yıllar boyu süren bir alış­verişle kazanılır.

işin aslına bakacak olursak, yaşlı kimseler sevgi ve cinselliği yeni aşamalara vardırma konusunda yaşların

dan kaynaklanan özel bir yeteneğe sahiptirler. Uzun yıllar yaşamış, doğum­la ölüm arasındaki uzun yolda yaşamla uzlaşmaya çalışmış olmakla bağlantılı bir takım algılar geliştirmişlerdir. Bunların pek çoğu yeni bir anlam taşıyan cinselliğin geliştirilmesinde yararlıdır, insanlar yaşlandıkça yaşamın ne kadar değerli bir şey olduğunu anlarlar ve o ölçüde yaşanan anın tadına varmayı başarırlar. Eğer yaşamın kısalığını giderek daha fazla algılamak, insanın Kendi ölümlülüğünü olgun ve sağlıklı bir şekilde kabullenmesiyle başa baş geli­şirse, insan artık özensiz bir şekilde yaşamayı bir tarafa bırakır. Elde kalan kısa sürenin mümkün olduğu kadar zengin yaşantılarla doldurulması insanı hüzünlü kılmaz, tam tersine kıvanç kaynağı olur.

Belki de yaşamın son evrelerinde insanın kişiliği iyice geliştikten sonra cinsellik ve sevişme konusunda en üstün düzeye varmak mümkün olabilir. Böylece altmı­şından sonra cinselliğin yalnızca var olmakla kalmayıp, o güne dek olduğun­dan çok daha zevkli, yaratıcı ve sağlıklı olabileceğini görürüz.

One Response to “yaşlılık ve cinsellik”

  1. artık bıktım

Yorum Yaz