Erkek Üreme Organları

I. Erkek iç üreme organları:

A.  Prostat: Mesane (idrar torbası) nın altında bulunan ve yaklaşık olarak 3-4 santim çapında, ortasından üretra (= idrar boşaltım kanalı) geçen küre şekilli bir organdır. Bu organın büyümesi orta yaşını aşmış erkeklerde pek ender olmayan bir bulgudur. Gerektiğinde muayenesi, anus (dışkı deliği) yolu ile sokulan parmakla yapılır.

Prostat, sperma hayvancıklarının dölle­me yeteneğini çoğaltan bir salgı katar meniye. Spermanın p.H (asitftö ya-da alkalik’lik derecesi)’inin 7.û yani hafif alkalik olmasını sağlayarak sperma hayvancıkları için ideal ortamın’ sağlan­masına katkıda bulunun. Son yıllarda prostaglandin adı verilen bir madde aracılığı ile – cinsel birleşim sırasında-dölyatağının kasılmasını, böylece sper­mayı içeri alabilmesini de sağladığı saptanmıştır. Bu maddenin varlığının ortaya konmasını izleyen devrede sadece bu maddenin şırınga edilmesi ile gebe dölyatağı kasıntılara ş&vkedilebilmiş ve bu şekilde düşüğün sağlanabileceği gösterilmiştir. Ancak gebelik süresince yapılan cinsel birleşimlerin bu yoldan düşüğe yol açabilecekleri sanılmamalı-dır. Çünkü, her cinsel birleşim esnasın­da dölyoluna konulan sperma içindeki prostaglandin maddesi miktarı yukarıda söz konusu edilen deneylerde hastalara şırınga edilen miktardan çok azdır ve düşük olmasına yol açamaz.

B.  Vesikula Seminalis (Sperma depocu­luğu): Mesanenin arka yüzüne yapışık olarak bulunan ve ortalama uzunlukları 6 santim olan, bir uçları, kendilerine sperma hayvancıkları ileten duktus eajkulatoryus’lara, diğer uçları ise prostat’ın içinden geçerek üretraya açılan iki keseden ibarettir. Görevleri, sperma hayvancılıklarının depo edilme­sidir.

C.   Sperma Borusu veya Kordonu (Spermatik   kord):   Her   iki   testisten

başlayarak ve kasık kanalından geçerek vesikula seminalisjere ulaşan borucuklar ‘(vas deferens);;y’e ‘bazı damarlar ihtiva eder. Bu borucukların görevleri sperma hayvancıklarının, vesikula; seminalise ulaştırılmasıdır

“Erkeklerde ■ kısırlaşünlrnj işlemi, vas defefensîn”kesilmesi ile yapılır. Bu bölge damarlarının (panpiniform pleksus) va­risleri de,cerrahi yoldan tedavi gerekti­ren rahatsızlıklara yol açibilir.

D.. ErJİÖidim: Testis borucuklarının (efferent; duktuslar) açıldığı bir çok kıvrımlı borular sistemi olup testisleri sarar ve,şperma borusu içinden geçip vesikula £|minalis’e ulaşan vas deferens

adlı boruya açılır. Testiste üretildikten sonra: epididime ulaştırılan sperma hayvancığı ovum (yumurta hücresi) dölleme yeteneğini henüz kazanmamış­tır. Bu yetenek burada kazanılır. Epididimde sırf bekletilmiş olmak mı yoksa özel bir salgı mı sperma hayvanını olgunlaştırmaktadır? Bu sorunun cevabı henüz’kesinlikle verilmiş değildir. Ancak bu durumu tanımlamak üzere özel bir terim üretilmiş ve son yıllarda bu konu ile uğraşan bilim adamları tarafından kullanılır hale gelmiştir: Kapasitasyon. Bazı araştırıcılar epididimdeki “kapasi­tasyon “un yetmeyeceğini servikste ve dölyatağı tubalarında da ayrıca “kapasi-tasyon”un bütünlendiğini ileri sürmek­tedirler.

Epididim’in son bölümü sperma hayvan­cıkları için bir depo görevi görür. Bu bölgede sperma hayvanları haftalarca -bazı durumlarda aylarca- canlı olarak dururlar. Oysa dölyolunda sadece bir kaç saat canlı  kalabilmektedirler.   Bu farka   yol   açan    nedenler   arasında epididim içindeki sperm hayvanlarının-muhtemelen bu bölgeye ulaşan oksijen miktarının az olması sonucu- metaboliz­malarının yavaşlamış olması vardır. E. Testis:      Yaklaşık olarak  4×3×2.5 santim boyutludur. “Tunika albuginea” adı verilen bir kılıfı vardır ve bu kılıftan ayrılan tabakalar testis dokusunu bölüm­lere   ayırır.   Bu   bölümlerin   herbirine “lobül”  adı verilir, lobüllerin  sayısı yaklaşık  olarak  250  tanedir.   Tunika albuginea’nın   dışını saran ve “tunika vaginalis” adını alan bir zar daha vardır. Her bir testis, ortalama olarak 1-4 tane, 60 santim uzunluğunda ince ve üstünde sayısız büklümler bulunan “seminifer borucuklar” adıyla anılan testis boruları ihtiva eder. Bu borular eninde sonunda efferentduktuslara açılır. ■ Ergenlikten önce, seminifer borucukların kenarlarında   “besleyici   hücre”    ve sperma hayvancıklarını meydana getiren “germ” hücreleri bulunur.  Ergenlikte germ hücreleri bölünerek sperm hayvan­cıklarını meydana getirmeye başlarlar. Bunlardan  oluşan   hücrelere   “primer spermatoist” denir. Her primer sperma-toist burada iki defa bölünerek iki kardeş hücre meydana getirirler; bunların da bölünmesi   sonucu   “spermatid”   ler oluşur. Bunları gerekli evrelerden geçip sperma hayvancığı olana dek “besleyici hücreler” besler. Yukarıda adı geçen ilk bolünden sperma hayvancığı olana kadar geçen zaman yaklaşık olarak 72 gündür.

insanda ve memeli hayvanların çoğunda sperma hayvancığı meydana getirilmesi ancak testisler, gövde ısısından daha soğuk bir ısıda bulundukları sürece mümkündür. Testislerin çevre ısısındaki değişmelere karşı duruş değiştirmeleri bu gerçeği yansıtır: Ortamın ısısı çoğaldığı zaman testislerin torbası ( = skrotum) ^gevşemekte, ortamın ısısı soğuduğu vakit testis torbaları büzüle­rek testisi gövdeye doğru çekmektedir. Erkekte, bazen testisler normalde oldu­ğu gibi skrotum içindeki yerlerine inmemektedirler. 0 zaman erkeklik hormonu üretimi norı olarak mümkün olduğu   halde   sperma   hayvancıkları

meydana getirilmemektedir. Bu ocu­mun cerrahi yöntemlerle düzeltilmesi normal sperm yapımını sağlayabilmekte­dir.

Modern giysilerin testislerin bulundukla­rı bölgeyi gereğinden çok ısıtarak sperm yapımını azalttığını iddia eden araştırıcı­lar vardır. Gerçekten 40-47 derece santigradda bir süre kalmanın – bu olaydan yaklaşık olarak üç ilâ yedi hafta kadar bir müddet sonra- sperm sayısını azalttığı gösterilmiştir. Çok sıcak geçen yaz aylarında yapılan sperm hayvancığı sayımlarının kışın yapılanlara oranla ne gibi değişiklikler gösterdiği henüz gere­ğince incelenmemiş olmakla birlikte, bu sayımların kıştakilerden belirli bir oranda düşük çıkabileceği şüphesi yürürlükte­dir.

Isı dışında testislerin sperma hayvancık­ları üretimini etkileyen başka etmenler de vardır: 17. yüzyılda, Bolivya’nın Potosi adini taşıyan yüksek bir yayılma­sına yerleşmiş olan ispanyol göçmenle­rinin 53 yıl süre ile çocuk sahibi olduğu ilginç bir konudur. Ancak burada gerçek etmen ısı değil ya o yörede bulunan su ve bitkiler ya da av hayvanlarında bulunan sperm hayvanlarını kısıtlayıcı bir madde ya da nisbi oksijen azlığı da olabilir. Tabii bu yörede bulunabilecek radyoaktif bir maden de, bu ışınlara çok hassas olan testisler üzerinde böyle bir etki gösterebilirdi: Ancak, bu bölgede

sonradan yapılan jeolojik incelemeler bu nitelikte bir maddenin bulunmadığını ortaya koyarak bu ihtimali uzaklaştırma­dır. Yukarıda, seminifer borucuklarda mevcut olduğunu belirttiğimiz “besleyici hücrelere” verilen başka bir isim de “Sertoli” hücreleridir. Germ hücrelerine “spermatogonik” hücre adını verenler de vardır. Seminifer borucukları birbi­rinden ayıran bağ dokusu içinde ise interstisyel Leydig hücreleri adını alan hücreler bulunur. İnterestisyel ( = ara) hücreler ya da Leydig hücreleri adını alan bu hücrelerin görevi erkeklik, hormonu (bir miktar da kadınlık hormo­nu) salgılamaktır.

Cinsel birleşme süresince kalp atışının temposunun ve tansiyonun normalin üstüne çıkmakta olduğuna ve solunum hacminin da normalin 4-5 katı arttığına bakarak ara hücrelerin fazla testoseron salgılamaları ya da epididim içinde bulunan sperma hayvanlarının bunları prostat salgı bezinden katılacak salgı ile fışkırtılmaları için gerekli sinirsel uyarı­nın oluşumu için en uygun şartın bu şekilde yaratıldığı iddiasını ileri süren araştırıcılar vardır.

Testislerin içinde, sperma hayvancıkla­rının üretilmesi görevini yükümlenmiş olan borucukların bu kadar büklüntüiü olmasıniı nedeni barsakların büklüntüiü olmasının nedeni ile aynıdır. Tabiat sınırlı bir hacim içine çok şey sığdırabil­mek için bu şekilde davranmıştır. Testis içinde bulunan sperma borucukları büklüntüiü olmayıp düz olsalardı testis­lerin nörmaldekinden yaklaşık olarak elli katı büyüklükte bir yer kaplamaları gerekecekti.

II. Erkek dış üreme organları: A.   Skrotum:   (Testis   torbaları).   Bu bölgenin derisi altında bulunan bir kaç tane koruyucu tabaka testis dokusunu

çevreler. Bu tabakalar arasında “Dar-tos” kası adı verilen bir kas tabakası da vardır.

Skrotum ortadan bağdokusu bir bölme ile ikiye ayrılır.

Skrotum derisi üstünde bulunan ve yapı bakımından gerek koltukaltı, gerekse baştaki kıl ve saçlardan ayrılan kıllara, cinsel birleşim sırasında, ve otururken, ata binerken v.b. bu alana yapılacak basıncın etkisini azaltıcı rol oynarlar. Erkeklerin çoğunda, sol skrotum’un daha sarkık olmaismıt}, nedeni ve bu özelliğin neye: pâdfğt tıertüz kesinlikle anlaşılmış de$^||£C|y–

B. Penis -ve;»‘i*İf^Jfi|3f -boşaltım borusu): OflâV^ğf^p^^s trotunan ikisi nisbeten gelmşbi^ifi nisbeten dar olan üç boru îhtıyâ*-&cter.- Geniş olan borulara “korpus Ravernoza”, dar olan boruya da “korpus spengiosum” adı verilir. Korpus spengiosum’un ortasın­dan uretra geçer ve penisin ucundan dışarıya açılır.

Penis’in bitimi, diğer bölümlerinden daha kalın olup “glans” (penis başı) adını alır. Kavernöz cjsimleri saran özel bir kılıf vardır: ffuj^Jasyast adını alır bu kılıf. Ayrıca, -p^\f|$itftn kenarından başlayarak pemr|$fltoe ve oradan da karın duvarına öoğrij uzayan bir kılıf daha bulunur. Buna da Kolles fasyası adı verilir. Kolles fasyasımn üstünü deri kaplar. Bu derinin penis başına yakın bölümü “sünnet derisi” adını alır. Penis başını bir kukulete gibi örten bu sünnet derisi, sünnet sırasında kesilip atılır. Sünnet yapılmamış erkekte bu de­rinin guddeleri “smegma”» adını alan bir salgı meydana getirir. Kavernözdsmin gövdeye yakın olan bölümleri pelvis (leğen) kemikleri­nin o bölgede bulunan birer kabartısına tutturulmuşlatdtf. Korpus spengiosum’-

un gövdeye yakın olan bölümü çevresin­de de “bulbokavernz” kas adını alan bir kas bulunur. Gerek korpus spengiosum, gerekse korpora kavernosa, içinde kan bulunan ve gerektiğinde penisin sertleş­mesi için içlerine kan dolan ve kanın buradan gövdeye geri dönmesini yavaş­latan damarlar ve kaslar ihtiva ederler. İdrar boşaltım borusu içinde de bir çok küçük salgı bezi vardır. Littre bezi adını alan bu bezler bazen mikropların buraya yerleşmeleri sonucu iltihaplanarak çeşitli belirtilere yol açabilirler.

Yorum Yaz